Kişiliği tanımlamadan ya da ölçmeden önce kişiliği
tanımlayan bir çeşit modelimizin ve bu modelin farklı yönlerini belirleyen bazı
kavramların bulunması gereklidir (Eysenck ve Wilson,1991). Çoğu bilim gibi
kişilik tarihide eski Yunana dayanır ve eski Yunanlılar kişiliğin önemli bir
yanını oluşturan mizaç üzerinde durmuşlardır (Chamorro-Premuzic, 2008;
Eysenck
ve Wilson,1991). Çoğunlukla tıp alanında tanınan eski bir Yunan filozofu olan Hipokrates
kişilik konusunda ilk teoriyi ortaya atmıştır. Daha sonra bir doktor olan
Galen, Hipokrates’in
teorisini geliştirmiştir. Bu teori Hipokrates/Galen kişilik ya da mizaç teorisi olarak
bilinmektedir. Hipokrates/Galen teori, psikolojik ve biyolojik farklılıktan
kaynaklanan fonksiyonları
mizacın ana türleri olarak sınıflandırmaya dayandırmıştır. Süreç içerisinde, kişilik
modellerinin değişkenleri ve davranışları kavramlaştırılırken, “hepsi ya da
hiçbiri” olarak
adlandırılan birbirine zıt iki farklı uç ayrım kullanılmıştır. Bu tür
sınıflamaya göre, ya hamilesiniz
ya da değilsinizdir, hemen hemen aynı yolla ya içedönük ya da dışadönüksünüz (Chamorro-Premuzic,
2008).
Kişilik modellerinin Yunan sınıflamasında öne
sürdüğü biyolojik farklılıklar ve psikolojik farklılıklar psikoloji bilimine
pek çok yüzyıldır kaynaklık etmiştir. En son 19. yy. da modern psikolojinin kurucularından biri olan William James (1842-1910), psikolojide ana prensiplerden
birisi olan fizyo-psikoloji etkileşimini geliştirmiştir. Hipokrates/Galen teorisinde,
İnsan vücudundaki belirli akışkanların seviyesine “mizaç” denilmiş ve herkes
için tanımlanan
bireysel farklılıklara göre biyolojik farklılık yaratan dört farklı kişilik
mizacı tanımlamıştır. Neşeli mizaç, coşkulu, iyimser ve neşeli bireyler,
hayatlarından hoşnut ve genel olarak fiziksel ve ruh sağlıkları iyi durumdadır.
İkinci tip mizaç, kızgın mizaç türüdür.
Bu
mizacın sinirli, havai, düşüncesiz bireysel özelliklerinden bahsedilirdi. Bu
tip mizaca sindirim sırasında safra kesesinden salgılanan safran (öd) düzeyinin
çok yüksek olmasının sebep
olduğuna inanılırdı. Üçüncü mizaç tipi, soğukkanlı mizaç, akciğer
enfeksiyonları ya da grip
sırasında salgılanan mukus ya da orijinal bir özellik olarak salgılanan çok
yüksek düzeydeki mukus salgısı (phlegm) yavaş hareket etme, rahat ve soğukkanlı
davranışlar gösterilmesine sebep olduğu düşünülürdü. Bugün hiç kimse, durağan,
sıkıcı, faal olmayan insanların
ciğerlerinde büyük miktarda mukus salgısı olduğunu düşünmez. Ama belki de hepimiz
bu insanların soğukkanlı mizaçta olduklarını düşünebiliriz. Dördüncü
mizaç tipi, melankolik
mizaçtır. Terimin günlük çağrışımlardan tahmin
edebileceğiniz gibi üzgün, depresif, yansıtıcı ve karamsar kişiler olarak
tanımlanır. Melankolinin biyolojik kaynağı, siyah
safran olarak adlandırılan bir organın hatalı işleyişinden olduğuna inanılırdı
ama bu düşünce
orta çağlardan sonra terk edilmiştir (Chamorro-Premuzic, 2008).
Kişilik alanı kısmen bireysel farklılıklarla
ilgilenir. Kişilikle ilgilenen psikologlar bazı yönlerden
tüm insanları aynı kabul edip genelleştirmeler yapsalar da, aslında bireyleri birbirlerinden
ayıran özelliklerle ilgilenirler ve neden bazıları başarılı iken diğerleri
değildir?,
Neden
bazıları bir şeyleri bir yoldan algılarken, diğerleri farklı bir yoldan
algılar?, Neden bazıları
stres ile başa çıkabilirken diğerleri başa çıkamaz? Sorularının cevaplarını
ararlar (Pervin,
1993).
Kişilik kuramcıları aynı zamanda insanı bütünüyle ve
bireylerin işler durumda olan farklı
yönleri arasındaki karmaşık ilişkileri ele alırlar. Kişilik alanındaki
araştırmalar algılama çalışmaları
değildir, daha çok bireylerin algılarında nasıl farklılaştıkları ve bu bireysel
farklılıkların onların işlevselliklerinin tümüyle nasıl ilişkilendiğini
araştırırlar. Kişilik çalışmaları sadece belirli bir psikolojik sürece değil,
farklı süreçler arasındaki ilişkilere de odaklanır.
Bu süreçlerin uyumlu bütünü oluşturmak için birbirleriyle nasıl bir iletişim
içinde olduklarını
anlamak çoğunlukla her birini ayrı ayrı anlamaya çalışmaktan daha fazlasını
içerir. Bireyler
örgütlenmiş bir bütün olarak işlevsellik gösterirler ve bu örgütlenmenin
sayesinde onları
anlamamız gereklidir (Pervin, 1993). Bir kişilik kuramı sadece kişilerle ilgili
teorileri değil,
aynı zamanda yaşam hikayelerininde değerlendirilmesidir ve bu da kişiliğin değerlendirilmesinde
ölçülmesi gereken bir dizi içsel psikolojik yapıları ve gözlenebilen davranış
eğilimlerine ait inançları içerir (Cervone, Shadel ve Jencius, 2001).
Kişilik kapsamı en geniş kavramlardan birisidir ve
üzerinde anlaşılmış bir tanımlaması olmadığı
için farklı kuramlar kişiliği farklı şekillerde tanımlamışlardır. Kişiliği
tanımlamadaki güçlüklerin
bazı nedenleri bulunmaktadır. Kişiliği tanımlamadaki güçlüklerin nedenleri Cooper
(2002)’a göre aşağıda belirtilen problemlerden kaynaklanmaktadır. Herhangi
biri, kişiliği tanımlamak için, sözcükteki anlamından farklı nasıl karar
verecektir?
1. Birinci problem; çok fazla sözcüğün, var
olmasıdır. Allport ve Odbert (1936), 4500 tane kişiliği tanıtan kelime
bulmuşlardır ve bunların hepsini kullanarak insanları değerlendirmek
imkânsızdır.
2. İkinci problem; farklı araştırmacılar, farklı
sıfatları kullanmayı seçerlerse, bunların aynı anlama geldiklerini, aynı anlamı
sağlayıp sağlamadığını ispat etmek zor olacaktır. Örneğin, eğer birisi
“Elizabeth çok çekingen, diğeri de utangaç diyorsa, onlar tam olarak aynı kişilik
tipini mi tarif etmektedir? Sözcüklerin sadece anlamına bakarak bunun
cevaplanması imkânsızdır. Bazen dilde netlik olmaması ve kesinliğin olmaması
olabilmektedir, çünkü birçok sıfatta çoklu anlamlar bulunmaktadır. Sonuçta,
farklı insanlar kişiliğinin aynı yönünü tarif
etmek için farklı sıfatlar kullanabilir ve belki de davranışın farklı yönleri
için, aynı sıfatlar kullanılabilmektedir.
3. Üçüncü problem; kişiliğin ölçülemeyen diğer
önemli boyutlarının var olabilmesidir. Davranışın önemsiz yönlerinin
tanımlandığı ama boyutların ölçülemediği durumlar olabilir.
Ölçekler
geliştirilebilir. Paranoyak insanların ne derece paranoyak hislere sahip olduğu
ile
ilgili
ölçek geliştirmek belki kolaydır ama paranoya, birçok insan davranışında önemli
bir
belirleyici
değildir.
4. Dördüncüsü bu yaklaşım bize sadece kişiliği
tanıtır. İnsanların değişik kişiliklere sahip olmasına, nelerin yol
açabileceğini göstermez. Bazı davranışlardan ortaya çıkan özelliklerin varlığını
ortaya koyar. Kişiliğin tanımını, davranıştan gelen özellik olarak yapar ve
sonra onu davranışı açıklamak için kullanır. Belirli bir özelliğe, onun
varlığına bakılır. Doktorlar bunu hep yapmaktadırlar. Şişmiş boğazından
(bademcik) kaynaklanan ağrıyla doktora gidersiniz ve boğazlarınızın acıdığı,
çünkü sizde bademcik olduğu söylenir. Tabii ki istisnalar vardır, ancak doktor
size her şeyi açıklamaz. Semptomları size Latinceye çevirerek söyler
(tonsilit=şişmiş bademcikler) ve açıklamayı teklif eder. Benzer olarak, önceki paragrafta
Elizabeth’in çekingen ve sakin olduğu ve bunun da diğer insanlardan daha az sosyal
olmasından kaynaklandığı çıkarımında bulunulabilir. “Sosyallik özelliği”
yardımıyla bu davranışı açıklamak oldukça cazip gelmiştir. Elizabeth neden
partilerden kaçınıyor? Çünkü onun “sosyalleşme ve sosyallik özelliği” düşüktür.
Bu yanılgıya düşmemek için, “özelliklerin”, onları tanımlamak için kullanılan davranışlardan
daha geniş anlamı olduğu hatırlanmalıdır. ”Sosyalleşme, sosyallik” partilere katılmaktan
daha geniş bir anlamı içermektedir (“Tonsilit”in, sadece bademcik olarak açıklanması
yerine, doktorun onu akut bir bakteriyel enfeksiyon olduğunu, birkaç gün sürebilecek
ve penisilin kullanarak tedavi olunabilecek rahatsızlık olduğunu açıklaması
gibi). Sosyallik gerekli bir özellik olabilir. Katılımsal bir temeli varsa
birey ailesinin bazı hareketlerinden yoğun bir şekilde etkilenmişse veya beynin
ya da nörolojik sistemin fonksiyonlarıyla ilgiliyse,” sosyallik özelliği”
bireyin gerçek karakteridir. Gözlemlediğimiz davranışların (şişmiş bademcikler,
sosyallik kaybı) ortaya çıkmasının nedeni, bireyin gerçek biyolojik/sosyal/gelişimsel/bilişsel
özellikleridir. Bunlar, kişinin sosyal toplantılarından kaçınmasını açıklayan,
davranışı özet yaparak etiketlemeyen, bazı kaynak özelliklerdir. Bu ipuçları
olmazsa, ”özellikler”, davranışı “açıklayan” olmaktansa, sadece, ”tanıtımını”
yapan olarak kalacaktır (Davranışı sadece tanıtan, ama açıklamasını yapmayan
olarak kalacaktır) (Cooper, 2002).
Kişilik
ve davranış genetiği ile ilgili yapılan meta-analitik araştırmada Zuckerman (1991)
şu sonuca varıyor;
1. Çoğu kişilik boyutlarının altında önemli bir
kalıtsal yön vardır.
2. Kişilik için genetik korelasyonlar yaşam boyunca
devam etme eğilimindedir (tıpkı
zihinsel
yeteneklerde olduğu gibi).
3. Kişilik özellikleri üzerine çevresel etkiler
(paylaşılan çevre) genetik olanlardan çok
daha
az önemlidir.
4. Kişisel özellikleri belirlemekte, paylaşılmayan
çevre, paylaşılan çevreden daha büyük bir etkiye sahiptir; fakat genlerden daha
az önemlidir. (Akt: Chamorro-Premuzic, 2008).
Yapılan açıklamaların ışığında kişilik kuramlarının
temel iki amacı vardır. İlki göreceli olarak
sabit olan ve tüm insanlara genelleştirilebilen kişilik özellikleri hakkında
genel bir tanımlama
yapabilmesi ve ikinci olarak da, bireyler arasındaki çeşitliliğin kaynaklarını
ve boyutlarını
tanımlayabilmesidir.