15 Şubat 2015 Pazar

KAVRAM OLARAK KİŞİLİK




Kişiliği tanımlamadan ya da ölçmeden önce kişiliği tanımlayan bir çeşit modelimizin ve bu modelin farklı yönlerini belirleyen bazı kavramların bulunması gereklidir (Eysenck ve Wilson,1991). Çoğu bilim gibi kişilik tarihide eski Yunana dayanır ve eski Yunanlılar kişiliğin önemli bir yanını oluşturan mizaç üzerinde durmuşlardır (Chamorro-Premuzic, 2008;
Eysenck ve Wilson,1991). Çoğunlukla tıp alanında tanınan eski bir Yunan filozofu olan Hipokrates kişilik konusunda ilk teoriyi ortaya atmıştır. Daha sonra bir doktor olan Galen, Hipokrates’in teorisini geliştirmiştir. Bu teori Hipokrates/Galen kişilik ya da mizaç teorisi olarak bilinmektedir. Hipokrates/Galen teori, psikolojik ve biyolojik farklılıktan kaynaklanan fonksiyonları mizacın ana türleri olarak sınıflandırmaya dayandırmıştır. Süreç içerisinde, kişilik modellerinin değişkenleri ve davranışları kavramlaştırılırken, “hepsi ya da hiçbiri” olarak adlandırılan birbirine zıt iki farklı uç ayrım kullanılmıştır. Bu tür sınıflamaya göre, ya hamilesiniz ya da değilsinizdir, hemen hemen aynı yolla ya içedönük ya da dışadönüksünüz (Chamorro-Premuzic, 2008).
Kişilik modellerinin Yunan sınıflamasında öne sürdüğü biyolojik farklılıklar ve psikolojik farklılıklar psikoloji bilimine pek çok yüzyıldır kaynaklık etmiştir. En son 19. yy. da modern psikolojinin  kurucularından biri olan William James (1842-1910), psikolojide ana prensiplerden birisi olan fizyo-psikoloji etkileşimini geliştirmiştir. Hipokrates/Galen teorisinde, İnsan vücudundaki belirli akışkanların seviyesine “mizaç” denilmiş ve herkes için tanımlanan bireysel farklılıklara göre biyolojik farklılık yaratan dört farklı kişilik mizacı tanımlamıştır. Neşeli mizaç, coşkulu, iyimser ve neşeli bireyler, hayatlarından hoşnut ve genel olarak fiziksel ve ruh sağlıkları iyi durumdadır. İkinci tip mizaç, kızgın mizaç türüdür.
Bu mizacın sinirli, havai, düşüncesiz bireysel özelliklerinden bahsedilirdi. Bu tip mizaca sindirim sırasında safra kesesinden salgılanan safran (öd) düzeyinin çok yüksek olmasının sebep olduğuna inanılırdı. Üçüncü mizaç tipi, soğukkanlı mizaç, akciğer enfeksiyonları ya da grip sırasında salgılanan mukus ya da orijinal bir özellik olarak salgılanan çok yüksek düzeydeki mukus salgısı (phlegm) yavaş hareket etme, rahat ve soğukkanlı davranışlar gösterilmesine sebep olduğu düşünülürdü. Bugün hiç kimse, durağan, sıkıcı, faal olmayan insanların ciğerlerinde büyük miktarda mukus salgısı olduğunu düşünmez. Ama belki de hepimiz bu insanların soğukkanlı mizaçta olduklarını düşünebiliriz. Dördüncü mizaç tipi, melankolik mizaçtır. Terimin günlük çağrışımlardan tahmin edebileceğiniz gibi üzgün, depresif, yansıtıcı ve karamsar kişiler olarak tanımlanır. Melankolinin biyolojik kaynağı, siyah safran olarak adlandırılan bir organın hatalı işleyişinden olduğuna inanılırdı ama bu düşünce orta çağlardan sonra terk edilmiştir (Chamorro-Premuzic, 2008).

Kişilik alanı kısmen bireysel farklılıklarla ilgilenir. Kişilikle ilgilenen psikologlar bazı yönlerden tüm insanları aynı kabul edip genelleştirmeler yapsalar da, aslında bireyleri birbirlerinden ayıran özelliklerle ilgilenirler ve neden bazıları başarılı iken diğerleri değildir?,
Neden bazıları bir şeyleri bir yoldan algılarken, diğerleri farklı bir yoldan algılar?, Neden bazıları stres ile başa çıkabilirken diğerleri başa çıkamaz? Sorularının cevaplarını ararlar (Pervin, 1993).
Kişilik kuramcıları aynı zamanda insanı bütünüyle ve bireylerin işler durumda olan farklı yönleri arasındaki karmaşık ilişkileri ele alırlar. Kişilik alanındaki araştırmalar algılama çalışmaları değildir, daha çok bireylerin algılarında nasıl farklılaştıkları ve bu bireysel farklılıkların onların  işlevselliklerinin tümüyle nasıl ilişkilendiğini araştırırlar. Kişilik çalışmaları sadece belirli bir psikolojik sürece değil, farklı süreçler arasındaki ilişkilere de odaklanır. Bu süreçlerin uyumlu bütünü oluşturmak için birbirleriyle nasıl bir iletişim içinde olduklarını anlamak çoğunlukla her birini ayrı ayrı anlamaya çalışmaktan daha fazlasını içerir. Bireyler örgütlenmiş bir bütün olarak işlevsellik gösterirler ve bu örgütlenmenin sayesinde onları anlamamız gereklidir (Pervin, 1993). Bir kişilik kuramı sadece kişilerle ilgili teorileri değil, aynı zamanda yaşam hikayelerininde değerlendirilmesidir ve bu da kişiliğin değerlendirilmesinde ölçülmesi gereken bir dizi içsel psikolojik yapıları ve gözlenebilen davranış eğilimlerine ait inançları içerir (Cervone, Shadel ve Jencius, 2001).
Kişilik kapsamı en geniş kavramlardan birisidir ve üzerinde anlaşılmış bir tanımlaması olmadığı için farklı kuramlar kişiliği farklı şekillerde tanımlamışlardır. Kişiliği tanımlamadaki güçlüklerin bazı nedenleri bulunmaktadır. Kişiliği tanımlamadaki güçlüklerin nedenleri Cooper (2002)’a göre aşağıda belirtilen problemlerden kaynaklanmaktadır. Herhangi biri, kişiliği tanımlamak için, sözcükteki anlamından farklı nasıl karar verecektir?
1. Birinci problem; çok fazla sözcüğün, var olmasıdır. Allport ve Odbert (1936), 4500 tane kişiliği tanıtan kelime bulmuşlardır ve bunların hepsini kullanarak insanları değerlendirmek imkânsızdır.
2. İkinci problem; farklı araştırmacılar, farklı sıfatları kullanmayı seçerlerse, bunların aynı anlama geldiklerini, aynı anlamı sağlayıp sağlamadığını ispat etmek zor olacaktır. Örneğin, eğer birisi “Elizabeth çok çekingen, diğeri de utangaç diyorsa, onlar tam olarak aynı kişilik tipini mi tarif etmektedir? Sözcüklerin sadece anlamına bakarak bunun cevaplanması imkânsızdır. Bazen dilde netlik olmaması ve kesinliğin olmaması olabilmektedir, çünkü birçok sıfatta çoklu anlamlar bulunmaktadır. Sonuçta, farklı insanlar kişiliğinin aynı yönünü tarif etmek için farklı sıfatlar kullanabilir ve belki de davranışın farklı yönleri için, aynı sıfatlar kullanılabilmektedir.
3. Üçüncü problem; kişiliğin ölçülemeyen diğer önemli boyutlarının var olabilmesidir. Davranışın önemsiz yönlerinin tanımlandığı ama boyutların ölçülemediği durumlar olabilir.
Ölçekler geliştirilebilir. Paranoyak insanların ne derece paranoyak hislere sahip olduğu ile
ilgili ölçek geliştirmek belki kolaydır ama paranoya, birçok insan davranışında önemli bir
belirleyici değildir.
4. Dördüncüsü bu yaklaşım bize sadece kişiliği tanıtır. İnsanların değişik kişiliklere sahip olmasına, nelerin yol açabileceğini göstermez. Bazı davranışlardan ortaya çıkan özelliklerin varlığını ortaya koyar. Kişiliğin tanımını, davranıştan gelen özellik olarak yapar ve sonra onu davranışı açıklamak için kullanır. Belirli bir özelliğe, onun varlığına bakılır. Doktorlar bunu hep yapmaktadırlar. Şişmiş boğazından (bademcik) kaynaklanan ağrıyla doktora gidersiniz ve boğazlarınızın acıdığı, çünkü sizde bademcik olduğu söylenir. Tabii ki istisnalar vardır, ancak doktor size her şeyi açıklamaz. Semptomları size Latinceye çevirerek söyler (tonsilit=şişmiş bademcikler) ve açıklamayı teklif eder. Benzer olarak, önceki paragrafta Elizabeth’in çekingen ve sakin olduğu ve bunun da diğer insanlardan daha az sosyal olmasından kaynaklandığı çıkarımında bulunulabilir. “Sosyallik özelliği” yardımıyla bu davranışı açıklamak oldukça cazip gelmiştir. Elizabeth neden partilerden kaçınıyor? Çünkü onun “sosyalleşme ve sosyallik özelliği” düşüktür. Bu yanılgıya düşmemek için, “özelliklerin”, onları tanımlamak için kullanılan davranışlardan daha geniş anlamı olduğu hatırlanmalıdır. ”Sosyalleşme, sosyallik” partilere katılmaktan daha geniş bir anlamı içermektedir (“Tonsilit”in, sadece bademcik olarak açıklanması yerine, doktorun onu akut bir bakteriyel enfeksiyon olduğunu, birkaç gün sürebilecek ve penisilin kullanarak tedavi olunabilecek rahatsızlık olduğunu açıklaması gibi). Sosyallik gerekli bir özellik olabilir. Katılımsal bir temeli varsa birey ailesinin bazı hareketlerinden yoğun bir şekilde etkilenmişse veya beynin ya da nörolojik sistemin fonksiyonlarıyla ilgiliyse,” sosyallik özelliği” bireyin gerçek karakteridir. Gözlemlediğimiz davranışların (şişmiş bademcikler, sosyallik kaybı) ortaya çıkmasının nedeni, bireyin gerçek biyolojik/sosyal/gelişimsel/bilişsel özellikleridir. Bunlar, kişinin sosyal toplantılarından kaçınmasını açıklayan, davranışı özet yaparak etiketlemeyen, bazı kaynak özelliklerdir. Bu ipuçları olmazsa, ”özellikler”, davranışı “açıklayan” olmaktansa, sadece, ”tanıtımını” yapan olarak kalacaktır (Davranışı sadece tanıtan, ama açıklamasını yapmayan olarak kalacaktır) (Cooper, 2002).
Kişilik ve davranış genetiği ile ilgili yapılan meta-analitik araştırmada Zuckerman (1991) şu sonuca varıyor;
1. Çoğu kişilik boyutlarının altında önemli bir kalıtsal yön vardır.
2. Kişilik için genetik korelasyonlar yaşam boyunca devam etme eğilimindedir (tıpkı
zihinsel yeteneklerde olduğu gibi).
3. Kişilik özellikleri üzerine çevresel etkiler (paylaşılan çevre) genetik olanlardan çok
daha az önemlidir.
4. Kişisel özellikleri belirlemekte, paylaşılmayan çevre, paylaşılan çevreden daha büyük bir etkiye sahiptir; fakat genlerden daha az önemlidir. (Akt: Chamorro-Premuzic, 2008).

Yapılan açıklamaların ışığında kişilik kuramlarının temel iki amacı vardır. İlki göreceli olarak sabit olan ve tüm insanlara genelleştirilebilen kişilik özellikleri hakkında genel bir tanımlama yapabilmesi ve ikinci olarak da, bireyler arasındaki çeşitliliğin kaynaklarını ve boyutlarını tanımlayabilmesidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder